17 Şub 2011

YENİDEN ÇOCUK OLMAK...

Henüz yeni uyudu.Işığı söndürdüm, özenle üstünü örttüm. Uzun süre uyumamakta direndi bugün. Rahatlasın diye elini tuttum, ninniler mırıldandım bildiğimce. Saatler geçti... Uyudu... 
Oğlum ya da kızım değil sözünü ettiğim;annem, 94 yaşında, alzheimer hastası, yılların eğitim emekçisi... 

Eski masallar vardı, hatırlar mısınız? "Deve tellal iken, pire berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken" diye başlar ve devam ederdi... Küçüklüğümde hiç aklıma gelmemişti, bir gün benim de annemin hayali beşiğini sallayacağım. Bir varmış... bir yokmuş... Bir zamanlar o masallarla uyuyan ben, bugün O'nun masallarıyla O'nu uyutuyorum. O'nun ninnilerini şimdi O'na söylüyorum becerebildiğimce...  Sevdiği eski tangolardan çalıyorum rahatlasın diye. Bazen eski şarkılar eşlik ediyor beraberliğimize; "Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış'tan", "Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç" 

Saat 23.00
Dışarıda yağmur tüm hızıyla devam ediyor. İri damlalar camı dövüyor adeta. Uyanacak diye endişe ediyorum. Soluk alması değişti, birden silkinerek uyandı; "Okula gitmek lazım... geç kalıyorum, öğrenciler beni bekler..."
Sesimin en sakin tonuyla ikna etmeye çalışıyorum...
"Annem okullar tatil, dışarıda yağmur yağıyor. Hem gece araba yok."
"Gitmem lazım, gitmem lazım... Zil çalıyor...."
Psikoloji, pedagoji bilgilerimden yararlanıp, emektar öğretmenliğimin tüm becerilerini sergilemeye çalışıyorum var gücümle... Eğitim çaresiz kalıyor. 
Yağmur tüm şiddetiyle devam ediyor. Çakan şimşekler gök gürültülerine eşlik ediyor. Bir süre uyumaz artık...

Saat 23.45
Tıpkı çocuklar gibi, inatlaşmadan, ilgisini başka alanlara çekmek için resimli kitaplar, renkli boncuklar getiriyorum. Hiçbir okulun açık olmadığı bir saatte materyallerimizi inceliyoruz birlikte. Rahatlıyor, sakinleşiyor... Ancak 10-15 dakika sürüyor bu durum. İlgi alanı çabuk dağılıyor.
"Ayakkabılarım, çantam nerede, çok geç kaldık..."
Perdeyi açıyorum, yağmur hafiflemiş, dışarısı kapkaranlık.
"Bak annem, daha sabah olmadı, gece arabalar çalışmıyor, okullar da kapalı."
Sakinleşmesi için burnundan derin nefes alıp, ağzından vermesini söylüyorum. Birlikte uyguluyoruz. Biraz yanına uzanıyor, elini tutuyorum. Sımsıkı sarılıyor, elimi bırakmıyor. 
Eski bir ninniyi mırıldanıyorum, giderek azalan bir ses tonuyla... Gözleri kapanıyor yavaş yavaş... Ve uyuyor...

Saat 01.30
O uyudu... ama ben uyuyamıyorum. Uykunuz kaçmışsa, gecenin sessizliğinde zihin nasıl da berraklaşıyor: Son aylar, günler, anlar bir sinema şeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden... Ben "yetişkin çocuk", O "yetişkin anne" iken roller değişiyor hastalık nedeniyle. 
Hayatın ne getirip götüreceğini hiç bilemiyoruz. Uzun yıllar bebeklikten çocukluğa, ergenlikten yetişkinliğe kadar oydu bizi kollayan, koruyan. Oysa şimdi O'nun koruyucusu benim. "İleri evre demans-alzheimer" olan annem artık korunmak zorunda...
"Vasi" tayin edilmem için önce "Sağlık Kurulu Raporu" alınması gerekiyor. Çeşitli bilim dallarında uzman doktorların titiz incelemeleri sonucunda hazırlanan sağlık kurulu raporundan sonra, Sulh Hukuk Mahkemesi karar verecek.


Sağlık-Eğitim-Adalet; Yaşam içinde, yaşantımızın içinde, hepimizi ilgilendiren üç  önemli kurum. Bu kurumlardaki uygulamaların ne denli önemli olduğunu fark ediyorsunuz işiniz düşünce. Mahkemelerle ilgili bir işim olmadığı için yıllardır uğramadığım adliye koridorlarını arşınlıyorum günlerce. Bürokrasi,yasalar, giriş çıkışlarda kontroller, fotokopiler, kararlar, ara kararlar, imzalar, mühürler, dosyalar... Hakimler, müdürler, memurlar, mübaşirler, uzun adliye koridorları, suçlular, suçsuzlar, üzülenler, ağlayanlar... 
İşi, konumu ne olursa olsun, "insan" olmanın önemini kavramış, işinin ehli, iyi niyetli, güler yüzlü, yoğun iş temposunda onca dosya arasında bile sakinliğini kaybetmeyenler. "İyi ki varsınız" dediğimiz o güzel insanlar, kurumlardaki adsız kahramanlar, onları unutmayacağız, hepsine yürekten teşekkürler...
Aynı kurumlarda bir de farklı davranışta olanlar... "Bugün git yarın gel" deme alışkanlığında olup, hiçbir soruya cevap vermeyenler, açıklama yapmayanlar, kendini yenileyemeyen, ifadesiz yüzlerinde adeta maske taşıyan, bir günaydını, merhabayı, gülümsemeyi bile unutanlar... Neyse, biz de unuttuk onları.
Yaşadıkça neler görüp neler gözlemliyoruz. Bir kez daha inanıyorum ki; çocuk mahkemeleri, gençlik merkezleri ne denli önemliyse, yaşlılık psikolojisi, sosyolojisi, hukuku da o denli önemli insanlık için...


Saat 02.35
Yağmur durdu artık. Beyin fırtınasına da nokta koyup, biraz dinlenmek gerek diye düşünüyorum. Ama tam o anda annem uyanıp yeniden konuşmaya başlıyor.
_Anahtarlarım nerede, ayakkabılarımı kim kaldırdı?
"Bir ihtiyacın var mı canım" diye soruyorum.
Yarım bardak su içiyor, rahatlıyor. Artık yutkunma güçlüğü var.
"Tuvalet ihtiyacın var mı?" diye soruyorum tekrar. Hayır anlamında başını sallıyor. 
"Hadi gidelim" diyerek ayağa kalkmaya çalışıyor. Oysa annem artık yatağa bağımlı. Ancak yardımla, destekle kalkabiliyor. Tekerlekli sandalyesi yanı başımızda duruyor. Baston yerini ona devretti. 
'Hadi iyi geceler canım, uyuyalım artık' diyorum.
"Peki ablacığım" diyor, gözlerini kapatıyor...


O benim annem. Ben onun bazen annesi, bazen ablası, bazen de sevgili kızıyım. O anda onun düşündüğü kimliğe bürünmek, rahatlatıcı ve sakinleştirici oluyor. Roller değişirken görevler, sorumluluklar da değişiyor elbette.
Gecenin uyanık yüzünde düşünceler silsilesi insanı yalnız bırakmıyor, düşünüyorum... 
Yılın son aylarında kışla birlikte duygusal anlamda epey soğuk günler yaşadık. Evler de eskiyor, yıpranıyor zamanla... tıpkı insanlar gibi. Oysa evi çok değerliydi annem için. O uykusuz gecelerde evine gitmek istedi hep. Ama üç yıl önce gittiğimizde evini dahi tanımıyordu artık. "Burası kimin evi?" sorusuna yanıt vermek nasıl da güçtü. ..


İçinde eşyalarla, kiraya verilmeden, aidatları ödenerek, zaman zaman temizlenip havalandırılarak yıllardır korunan, ama artık "yuva" değil, salt "bina" olan bir ev. 
Oysa onun sağlıklı zamanlarında, bembeyaz örtülü ne güzel sofralar kuruldu o evde. Kimler nasıl ağırlandı o sofralarda. Güzelim çiçekler yetiştirildi terasında. O odalar neler gördü, nelere sırdaş oldu. Lavanta kokulu mis gibi çamaşırları unutur mu o dolaplar, çekmeceler... 
Her köşede geçmişi hatırlatan bir şeyler var. Singer dikiş makinesinin dili olsa da anlatabilse bayram sabahlarına yetiştirilen giysileri. Guguklu saatin saatin kuşu artık dışarı çıkmak istemiyor, içeride gizlenmiş. Eski radyodan Münir Nurettin Selçuk, Hamiyet Yüceses çıkacak sanki, zamana meydan okuyan sesleriyle...
Her yaşam gibi, iyi gün-kötü gün, sağlık-hastalık, mutluluk-hüzün, doğum-ölüm hepsi yaşandı o evde. Ama artık bacası tütmeyen, içinde insanı olmayan soğuk bir ev nedir ki? "İnsan sıcağı" arar evler de...


Saat 04.10
Anılar denizinde epey çırpındık son günlerde. Duygu yoğunluğu yaşandı, geçmişe köprüler kuruldu, düş gezginleri gibiydik adeta.
'Eski' evin eşyaları uygun kişilere verildi 'yeni' hayatlar için. Geriye anılar kaldı eski mektuplarda, yıpranmış fotoğraflarda, sararan defterlerde...  İnsanlar eskiyor, onlar eskimez mi? 
Zamanında yazılmış küçük notlar nasıl da anlamlıydı. Bazen bir takvim yaprağında, bazen bir defterde, bir sayfada duygu aktarımları...
Yılların ötesinden duygular tanıklık ettiler bir ömre. 
Adresler, telefon numaraları, doğum günleri, evlilik yıldönümleri defalarca yazılmış, yeniden-yenden eklenmiş minik kâğıtlara. Alzheimer o yıllarda konuk olmuş anneme. Biz konduramamışız. Bir kısır döngü zaman, geçmiş tekrar yaşanıyor bazen. Bir başka biçimde, bir başka zamanda...


Evde bulduklarım arasında beni en çok mutlu eden; çok eskilerde, özenle  hazırlanmış pasta-kurabiye defteri oldu. O defterdeki tariflerden yaptığım vanilyalı ay kurabiyesi bana çocukluğumun tadını, kokusunu getirdi buram buram...


Saat 05.15
Bebek gibi uyuyor şimdi. Sessiz, sakin, dünyanın gümbürtüsüne aldırmadan. Az sonra sabah olacak, uyanacak. Yeni bir güne günaydın diyecek, diyeceğiz. 
O, korunma altında 'yetişkin bir çocuk'... Ben, onu korumaya çalışan 'eski bir çocuk'...
Ben çocuk... O çocuk...
                                                                                   2008




                                    
                                                      
   


   




10 yorum:

  1. Ne anlamlı, ne güzel bir yazı...Sözcükler geldi, boğazıma oturdu...Kuşlar hep ona doğru uçsun...

    YanıtlaSil
  2. Yaklaşık bir yıl sonra yeniden okudum, yeni sözcükler geldi, boğazıma oturmadı bu kez. Kağıda, kumaşa, duvara döküldü...Moda'nın kuşlarını sana ve Müzeyyen Hanıma uçuruyorum bu sabah, verecek yepyeni haberleri var.

    YanıtlaSil
  3. Okuduğum ilk yazınız ,dönüp birkaç kez okumuştum iki yıl önce. Yorum yazamadım ,göz yaşlarımdan göremedim tuşları -harfleri .Bugün ( 8 Mart 2012) tarihli yazınızı okudum döndüm bu yazınızı tekrar okudum..Neden ? Çok nedeni var yine duygu yoğunluğu ağır bastı düşüncelerimi yazamadım...Saygı ile anıyorum yüce, güzel insan annenizi...Benzer olayları şimdi ben annemle yaşıyorum ;Her sabah okulda bekliyorlar gitmem gerek diyor.Haftanın iki günü Alzheimer Merkezine gidiyor ,kendisini öğrenci ve sınıf başkanı görüyor.Gençliğinde söylediği tüm şarkıları güzel güzel söylüyor...
    Sevgiler size ;iyi ki tanımışım, iyi ki varsınız...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir sayfada 3 ayrı yılın yorumunu okumak ne güzel. Yıllar nasıl da çabuk geçiyor, bir kez daha anlıyor insan. Başladıktan sonra iki yıl yazmaya ara vermiştim.(2008-2010)...Okumak, yazmak düşünmek, insanı gerçekten mutlu ediyor. Kuşlar hep güzellikleri çağrıştırıyor bana;umudu, hoşgörüyü, iyi niyeti, özgürlüğü...
      Ortak duyguları, acıları, sıkıntıları yaşayan insanlar birbirlerini daha iyi anlayabiliyorlar gerçekten. Öte yandan yaşam tüm acımasızlığıyla devam ediyor. Her şeye rağmen direnmek gerek. Yaşamı, kalanlar için yaşanabilir kılmak gerek.
      Sevgiyle...

      Sil
  4. Okurken dilimin ucunda tek bir cümle vardı; "Bir kızı olmalı insanın."
    Bir de sık sık, zamanı geri alamamaktan şikayet ederiz ya; demans, zamanı geri almanın dayanması en zor hali olsa gerek :(
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Duygularıma, düşüncelerime ne güzel tercüman olmuşsunuz. Mutlaka çok düşünceli, merhametli erkek evlatlar da vardır ama kızlar bu konuda daha duyarlı sanırım.
      Çok sevdiğiniz, en güzel, en güçlü halleriyle tanıdığınız bir yakınınızın bilinç kaybı çok acı veriyor insana. Çaresizlik en kötüsü.
      Bu yazıyı artık okunmuyor sanıyordum. Çok içimden gelerek yazdığım bir anılar bütünüdür. Önce blogda yayınlamamıştım. Mersin Alzheimer Derneği'nin Bülteninde yayınlandı.Sonra bloğa ve kitaba aldım.
      Yorumunuzu görünce-fark edilmiş olmasına- çok mutlu oldum.
      Çok teşekkür ederim.
      Sevgiyle.

      Sil
  5. okunuyor makbule.
    hala okunuyor.
    fark ediliyor.
    eminim fark yaratıyordur da...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hala bazı anlarda gözlerimin buğulanmasına engel olamıyorum. Aslında belki engel de olmamak lazım. Bu içten yorumun beni çok duygulandırdığını söylemek istedim.
      Fark yaratabilmek beni çok mutlu eder. Çok zor bir hastalık.
      Ne kadar sevgiyle yaklaşılırsa, bilinçli olunursa hasta için de o kadar iyi oluyor.
      Yürekten selam ve sevgilerimi iletmek istiyorum sevgili Bahar.

      Sil
    2. gönderdiğin selam, sevgi başım üstüne makbule.
      katlayıp gönderiyorum yürekten.

      Sil