31 Tem 2017

BİR YAYLA KADINI...


Onu yıllar önce tanıdım. Yayladaki evimize çok yakındı evleri. İlk gördüğünüzde seversiniz sanırım. Güler yüzlü, hoşsohbet, çalışkan bir yayla kadını. O yıllarda "Teslime Yenge ne iş yapar?" diye sorsanız " Her işi ustalıkla yapar" derdim: Hayvanları otlatmaya götürür, süt sağar, yoğurt yapar, yemek yapar, 95 yaşındaki annesine bakar, saç üzerinde bazlama, börek, sıkma yapar, zamanı kalırsa çulfalık dokur, harikalar yaratırdı. Her derde deva-. mucizevi bir insandı.

Aradan yıllar geçti. Onun  çalışma temposu hiç azalmadı.
İnsanı şaşırtan, parmak ısırtan bir enerji ile hayatını sürdürdü. El tezgahında dokuduğu dokumalıklar kentte de alıcı buldu. Teslime Yenge usta öğreticilik de yaptı. Çok sipariş aldı, onları başarıyla tamamladı.

Evde oğlu, gelini ve kızı da Teslime Yenge ile birlikte hayatı paylaşıyorlardı. Ama asıl büyük yük bu güzel yürekli yayla kadınının üzerindeydi. Biz Güneyin sıcaklarında her yaz iki ay yaylaya çıktık. Her yaz sütümüzü, tereyağımızı onlardan aldık.

Bu yaz gene yaylada karşılaştık. Teslime Yenge yıllar sonra hayatı rölantiye almıştı. Beli artık hayatın yükünü kaldıramaz olmuştu. Elinde baston iki büklüm yürüyor ama gene dokuma yapıyor, evin yemeklerini pişiriyordu. Bilincinde en küçük bir zayıflama yoktu. Çevresinde yakın dost ve tanıdıklarının ziyaretlerini de ihmal etmiyordu.
O gün, yıllar önce eşini kaybetmiş bir akrabasının anma mevlüdündeydi. Çıkışta evine çaya davet etti. Evin avlusunda ziraat mühendisi torununun da yardımıyla çiçekler içinde bir oturma düzeni oluşturulmuş. Orada sohbet  edip çay içtik.

Aynı avlunun içinde iki farklı evde oğlu, gelini, torunu ve kızı  oturuyorlar. Bahçede üstü kapalı bir hayvan barınağı yapılmış.

Birkaç gün önce kızım uğrayıp dokumalardan almıştı. "Anne o kadar ustalıkla dokunmuş ki görmelisin." diyordu. "Bir de çaydanlık koleksiyonuna dikkat et" diye ekledi. Bu konuda Teslime Yenge "Eskiyenleri atmaya kıyamıyorum" diyor.
Evi tertemiz, düzenli. Annesinin ölümünden sonra tek başına yaşıyor. Ama yalnız değil.
Odasında can yoldaşı radyosu üstü güzelce örtülmüş olarak yerini almış. Değerini bilenlerden korumaya alınmış. Eski radyo bu evde olmaktan mutlu. Geçmişten sesler ve izler taşıyor.

Gelini Zeynep, Teslime Yengenin yıllardır yaptığı işleri büyük ölçüde üstlenmiş. Güler yüzlü, sevecen, çalışkan, hamarat bir yayla kadını o da. Eşi eski muhtar. Teslime Yenge, gelini için "Yıllardır ne o beni kırdı ne ben onu incittim" diyor.
Bedeni artık iki büklüm ama yüreği pırıl pırıl Teslime Yengenin."Üşenmek" sözcüğü onun sözlüğünde yok. O gün karnıyarık yapacakmış. Merdivenden inerken yardım teklif ediyorum. "Sağ ol , ben alışkınım " diyor. Israr etmiyorum.


Doğadaki otlarla, doğal yemlerle beslenen inek ve keçilerden yarın gene süt almaya geleceğiz. Bugün ayrılırken Teslime Yengenin hediye ettiği bir dokuma var elimde. Sabırla, emekle ilmek ilmek dokunmuş. Sanki iplerinde hayatın tüm renkleri var.
Ülkemizin güzel insanları da her yaştan adeta rengarenk. Tanıdıkça mutlu oluyor, coşkuyla doluyor insan.


16 Tem 2017

ÇOK SOĞUK BİR KIŞ... ÇOK SıCAK BİR YAZ...


Öğleden sonra bahçede otururken birden çatırtıyı duyduk. Bayağı ses çıkaran bir çatırdamaydı bu.
Önce patlama gibi, sonra çocuk ağlamasına, önlemeye benzer bir ses... "Ağaçlar da ağlarmış" diye düşündüm. Bu yıl yağan karın etkisiyle dalları zayıflayan, meyveleri tek yönlü olarak bir dalda toplanan kayısı ağacı en güçlü taşıyıcı dalından kırılmıştı.

Yayladayız. Toroslar'ın doruğunda, deniz seviyesinden 1500 m. Yükseklikte Arslanköy Yaylasında. Ülkemizi bu yıl kasıp kavuran kış burada da çok etkili olmuş; Çatılar yıkılmış, sular dönmüş, güneş enerjileri çatlamış. 6 m. kar hayatı felç etmiş. Her yıl çok ürün veren ağaçlar bu yıl meyvesiz. Bu yıl hiç kiraz yok. Sigorta yaptıranlar emeklerini kurtarmışlar. 

İklim değişiklikleriyle yaylada doğanın düzeni  değişmiş adeta. Her yıl gelen kuşlar bu yıl daha geç geldiler. Ağustos böceği ve guguk kuşu yoktu, onlar ortaya çıktılar. Hiç sincap görmedik. Sürüler halinde beyaz kelebeklere rastladık.

Şaşılası bir şey, bu yıl ceviz ağaçları  çok görkemli. Meyvesi bol. Adeta soğuk havaya, kara meydan okumuş. Sanki sağlıksız bir ortamda hatmi çiçekleri de sağlık adına boy vermişler. "Merak etmeyin biz de buradayız" dercesine topraktan fışkırmışlar. Pembe, beyaz, kırmızı renkleriyle gözleri okşuyorlar. Kışın kente inmeyen bazı ailelerin hayvanları telef olmuş.

Mevsimler şaşırdı adeta. Çok soğuk bir kışın ardından çok sıcak bir yaz yaşıyoruz. Temmuz başında yaylaya gelirken asfalt yolda erime vardı.
Gündüzleri güneş yakıyor, sabah ve akşam saatleri ile gölgeler serin. Yedigöz suyu buz gibi akmaya devam ediyor. Yeraltından borularla evlere ulaşıyor bu su.

Özellikle hafta sonları sayısız araba Mersin'den çevredeki lokantalara akıyor. Şaymana ya da  İsmail'in Yeri yayla havasında farklı mekanlarda konuklarına sağlıklı, güzel yemekler sunuyorlar.

Hayatta her zaman denge arıyor insanoğlu. Ne çok sıcak, ne çok soğuk istenmiyor. Organizmaya rahatsızlık veren her şey reddediliyor. Dünyanın dengesinin bozulduğu zamanlarda kuşkusuz insanın da dengesi bozuluyor...